Kör Noktalar ve Putin

Doksanlı yıllardan beri Kör noktaları yazıyorum. Kendi yazdığımı  daha berraklaştırmak için 1991 de basılan bir yazımı alta biraz hafiflettim :

Gökyüzünde kara delikler veya “solucan delikler” var. Kimsenin göremediği. Astrofizikçiler düşünce gücü ile bu deliklerini içine ait matematik hesaplar yapabiliyor. Toplumlarda da kara delikler veya kör noktalar var. Bazı çağlarda toplumlar bazı tabuları aşamıyorlar. Hatta bazı konular üzerine düşünemiyorlar. Her insanın gözünde, bilinen ve basit deneylerle ortaya çıkarılabilen bir “fizyolojik” kör nokta var.

 O noktaya gelen görüntüler beyinde resmedilmiyor. Çevredeki hücrelerin resimleri genelde o noktayı örtüyor ve biz bu noktada görmediğimizi fark etmeden bir hayat boyu yaşayıp gidiyoruz. İnsanlar arası ilişkilerde de kara delikler var. Yani her insanın etrafında göremediği yerler, hisler, konular. Bu noktaların büyüklüğü insandan insana değişiyor. Bazılarında büyük ve çok sayıda, bazılarında küçük ve tek tük. İnsan kendi kör noktalarının farkına başkalarının yardımı olmadan tek başına varamıyor. Genellikle kişi görmediğini kabullenmekte de zorluk çekiyor. Kendi görmüyor ya! Hâlbuki herkes etrafındaki insanların kör noktalarını rahatça görebiliyor. İki kişi, bir üçüncünün göremediği üzerinde, rahatça anlaşabiliyorlar.

 Kör noktası olan kişi, bazı tavırlarına olan tepkiyi hissedip nedenini anlamayabilir. Tepkilerden dolayı kendini geri çekip içine kapanabilir. Böylece bu noktalar daha da genişleyip, büyüyebilirler. Hele güç sahibi insanda kör noktayı kişiye açıklamak daha da zorlaşır. Bu yüzden çevredekiler kendilerini daha geriye çeker, kişi de kendi içine daha kapanırsa, noktalar giderek artar… Algılamadığı şeyleri insanlara açıklamak güçtür… Kişinin ancak çok yakın dostları veya ailesi görmediğini bu insanla paylaşabilirler. O da uygun zamanında ve uygun yerde… Ama bu görevi yerine getirmek ve kör noktalar üzerine bilinçli kafa yormak gerekir. Bir insana ağzının koktuğunu söylemek kolay değildir. Ama söylemezseniz o kişi ağzı koktuğu için –ve kendisi fark etmediği- için toplumda itilir hale gelir. Neandertal’li ile modern, birey haklarına, özgürlüklerine saygılı, insancıl yaratık arasında gidip geliyoruz. Bazen tüm bunları en güzel ifade eden resim modern arabasında yalnız başına, bir yandan kendini kaybetmiş bir şekilde burnunu karıştıran, diğer yandan da müzik dinleyen şoförün verdiği resim oluveriyor.

Yalan İnsanların çoğu nazik bir şekilde birbirlerinin yanıltırlar. Kişi hele bir de güçlü ise… Gerçeği anlaması güçleşir. Kör noktası olunca -ki her insanın yukarda belirttiğimiz gibi zaten doğal olarak kör noktası var- nedenini bilmediği için ve insanların kendinden uzak durduğunu hissederek daha bir yırtıcılaşır veya yıkılır. Kör noktası olduğunu hissettiğiniz kişiyi bilinçli olarak gözlemek, algıladıklarını çevrenize danıştıktan sonra ona yardımcı olmak insanlık görevidir. Yoksa “benim babam, senin babanı döver” veya “ben senden daha ileriye işerim” şeklinde değil. Gerçek, heyecan vericidir. Doğruyu arama dürtüsü ise medeniyetin ana motorudur.

Gerçekler hep orada duruyor. Gökteki güneş misali. İnsan bazen o güneşi görüyor, bazen görmüyor. Ama güneş hep orada. Biz ise kâinatın merkezi bizim durduğumuz noktadır diye oturduğumuz yerden haddimizi hesabımızı bilmeden ebleh ebleh konuşuyoruz, “güneş doğdu”, “güneş battı” diye.

Lisanımızdaki bu hata bu sefer yalandan falan değil tembellikten kaynaklanıyor. Biz kim oluyoruz ki, güneş battı, güneş doğdu gibi vecizeleri bu çağda yumurtlayabilelim ?

Otto Scharmer’in olağanüstü kör noktalar ve Putin yazısından sonra eski yazıyı biraz kısalttım. Yarın da bugünkü Ukrayna konusuna tekrar değineceğim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s