Oruç Tıp ve Tabiat ile ilgili düşünceler

Herhalde daha epey binyıl güncel kalacak bir konu bilhassa kültürel alışkanlıklar yanısıra uzun yaşam ve oruç hakkındaki bilimsel makaleler gözönüne alınırsa , bakınız: http://micro5.mscc.huji.ac.il/~statconf/abstracts/chernoff.pdf http://www.faz.net/s/html http://www.fasting.com/solution.html Kış ramazanı geçiriyoruz. İnsanlar daha bir rahat. Yaz orucunda olan dalgınlıklar, kızgınlıklar göze çarpmıyor. Hep düşünüyor insan kuzeydeki insanlar nasıl oruç tutuyorlar diye. Müslümanlıkta ak iplik ile kara ipliğin birbirinden ayrılabileceği kadar gün ışığı iftar ve sahur için esastır. Yani gündoğumu ile günbatımı arasında oruç tutulur. Kuzeyde daha uzun olan gün güneyde daha kısadır. Böylelikle Mekke’deki müslüman ile Istanbul’daki veya Almanya’daki müslüman ayni yıl, ayni gün, aynı orucu üç dört saat daha uzun veya kısa tutabiliyor. Acaba kuzey kutbundaki müslüman altı ay gün altı ay gece hesabına göre nasıl oruç tutar diye merak ederdim. Finlandiya’daki Müslümanlardan öğrendim ki uzun tartışmalar sonucunda ramazan ayında Medine’deki imsakiyeye uymak kararı almışlar. Medeni ve bilimsel bir çözüm değil mi? Pekiyi niçin Finlandiya’daki müslüman yazın Almanya’daki veya Türkiye’deki müslümana nazaran daha fazla oruç tutsun? Şu anki uygulamada bu soruya cevap vermek mümkün değil. Coğrafi farklara kısaca değindikten sonra bir de orucun tıbbi yönüne bakalım: Oruç sağlıklıdır, çünkü doğaldır. Medeniyet (medeni kelimesi Medine’den gelir, yani “şehirli” anlamı ile oluşmuştur) insanların çoğuna her an gıda bulabilme nimetini de getirmiştir. İnsanın kökeni göz önüne alınırsa, bundan binlerce yıl önce insanlar doğada zorunlu olarakbazı süreçler aç kalmakta idiler. Bugün de dünyamızda açlıktan her yıl milyonlarca insan ölmektedir. Oruç tıbben, hem bedenin, hem nefsin disiplini ve hem de tabiat içinde alabildiği nimetleri şuurlu olarak idrak etmesi için ideal bir yöntem. En yaygın hastalıkların nedenlerinden, en önemlilerinden biri modern teknolojinin getirdiği imkanlardan faydalanarak yemek yemeyi aşırı bir hastalık haline getirmektir. Oruç ayni zamanda tüm diğer toplu ibadet şekilleri gibi kişinin kendi içinde hapis olmasını önleyen ve diğer insanlarla müşterek yönlerini vurgulayan bir sosyal bir olaydır. Oruç hoşgörü ile uygulanmalıdır. Bütün gün araç süren bir kişinin oruç tutması bizim enlem ve boylamlarımızda ancak günün kısa olduğu aralık ve ocak ayları için tıbben onaylanabilir. Kandaki şekerin düşmesi ve dolayısı ile insülin kan şekeri dengesizliği, sususzluk insanların gerek algılama, gerek hareket etme yeteneklerini menfi yönde etkileyebilir. Kendisinden başkasının sorumluluğunu taşıyan insanın ise başkalarının güvenliğini risk etme hakkı toplum içinde olmamalıdır. Şeker, Ülser Ve Bakara Suresi Trafik içinde öldürücü olabilecek bir araç kullanan her kişi için bu düşünceler geçerlidir. Müslümanlıkta çok mantıklı olan bir yaklaşım kişinin önce kendisi, sonra ailesi ve sonra kabilesine karşı sorululuğunu yüklenme gereği. Kişiler araç kullanmak gibi toplum içindeki diğer kişilere olan sorumluluklarını düşünmek zorundadırlar. Bireyin ve toplumun neyin sevap neyin günah olduğu konusunda tartışması zaten müslümanlıkta özendirilen ve istenen bir hassa. İnsana İslamda önce hayvanı ağaca bağlama ve sonra Allah’a emanet etmesi tevsiye edilir. Değişen teknoloji ile bazı alışkanlıkların değişmesi de çok ferahlatıcı olabilir. Kültürler bu doğanın ve evrimin bir parçası olan modern teknolojiye uymaktadırlar. Şeker hastalığı, ülser gibi rahatsızlıklar, bir çok hormon dengesizlikleri, ve tabii böbrek taşı olan hastalarda vücudu 6-7 saat gibi bir süreden daha fazla susuz veya gıdası bırakmak iyi olmayan neticeler doğurabilir. Zaten İslamda hasta insanın oruç tutması da çok liberal bir şekilde çözülmüştür. Konusunda uzman bir hekimin kararı oruç tutulmaması için yeterli bir sebeptir. Kış Orucu Düzenli ilaç alınması gereken her hastalık hekimin tavsiyesine göre oruç tutmamak için yeterli sebeptir. Bakara suresinde (184.ayet) hastanın oruç yükümlülüğü belirlenmiştir. Mesela böbrek taşı düşüren bir hastanın veya hamile kadının vücudunu susuz bırakması sağlıklı değildir dolayısı ile sevap da olamaz. Batı dinlerinin gelişiminde beşbin yıllık musevi dini ve sonra gelen hristiyanlık ve müslümanlıkta yerelk kültürlerin bayramları doğal olarak devralınmış. Musevilerin Kipur günü Eylül veya Ekim ayına rastlayan ve 24 saat süren tek günlük büyük oruçtur. Bütün gün dua ve oruç ile geçer. Bizim enlem ve boylamlarımızda bu bayram sonbaharın şirin günlerine denk gelir. Hiristiyanlardan katoliklerin kırk günlük, günde bir defa gıda alma (içmek serbest olarak) oruçları ikinci dünya savaşındaki açlıktan beri uygulanmıyor. Geleneksel olarak bu oruç Paskalya bayramı öncesi (yani ılımlı bir mevsimde) tutulurdu. Hıristiyanların Paskalya bayramı, hıdrellez bayramını andıran bir bahar bayramıdır. Oruç katoliklerde artık haftada bir gün (Cuma günleri et yerine balık yemek şeklinde) tutulur. Tabiatın uyanıp zenginleşmesi, bahçede yumurta aranması, hep kışın yoksulluğundan sonra bollaşan doğada baharın kutlanmasıdır. Protestanlarda ise oruç uygulanmamaktadır. Modern dünyamızdaki yaşam ve sorumluluklar tıbben, kışın günün en kısa olduğu anlarda, oruç tutmanın mantıklı olacağını düşündürmektedir. Hep ayni zamanda oruç tutmanın ve mesela Ocak ayı civarında bir Şeker bayramı ile kuzuların doğumu ile baharın canlanmasına yakın, koçların adak olarak sunuldukları bir kurban bayramı Avrupa coğrafyasında daha mantıklı olmaz mı?

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *