Bilincin Tanımı

Bilincin tanımı   mt       Urla Felsefe Günleri AKM 25.10.2014 Konuşma metni ve ses dosyası 

Lütfedip gelen değerli izleyiciler,   gelmeleri bizi gönülden sevindiren bilim insanları, değerli yöneticilerimiz,

 

Bilincin tanımı epeyce iddialı bir başlık gibi görünse de esasında sizlere sevinerek ve heyecan ile yaptığım bir yardım çağrısı.

 

Bizler son tahlilde hep bana yararlı veya yararsız benim için iyi veya kötü olabilir diye düşünen yaratıklarız. Bu hücre bazında da böyle immünolojik düzeyde de (self / non self, benden/ öteki) Kavimler,Mahalleler, milletler, dinler,kültürler bu yaklaşım üzerinden çalışıyor. Ancak yetmediği zaman aşabiliyoruz. Önyargı dediğimiz acaba bir sorun değil, anlayınca çözüm için bir anahtar mı?

 

Az sonra yapacağım bilincin tanımına ben “inanıyorum”. Ancak sizler de kendi verilerinizle “benimserseniz” bu araştırmalara konu olacaktır. İnanma kelimesine gelince biraz açayım. Ne kadar çok veri o denli az inanç ama netice itibariyle güven hep bir tecrübi inanç !   İzmir’de şu an 3.5 milyon insan yaşadığına “inanıyoruz”. Tek başına saymaya kalksak aylar sürer. Her birimizde bir çip olsa bile bir rakamı yüksek sesle paylaştığımız an bile doğanlar veya ölenler olacaktır. Kesin ve hep geçici rakam ancak bir zaman veya salise ile paylaşılan bir ölçüm olacaktır.

****

Sadece memelilerde değil, bitkilerde de “zeka”, öğrenme kabiliyeti veya adaptasyon, korunma mekanizmaları olduğunu görüyoruz.

 

Benjamin Libet 1979 yılında eeg türü cihazlarla insanlarda  örneğin, bir düğmeye basmadan 1-2 saniye önce beyinde uyarma olduğunu gösterdi. Sonra MR ile yapılan araştırmalarda gördük:  eylemi yapmadan 10 saniye kadar önce de uyarmalar beyinde yapılıyor.

Yani önyargılardan, yargı’ya varmak için bir süre her an var.

Lorenz gurubundan Van Hahn 30 lu yıllarda tavuk beynine elektrotlar ile yaptığı deneylerde nesilden nesile geçen, türe has bazı uyarma şablonlarının olduğunu ve bu şablonların her tavukta olduğunu gösterdi. Örnek laboratuvarda doğan tavukta da bir şahin saldırısında ne yapacağının yazılımı mevcut.

***

Bu insanlarda da böyle, evrimsel olarak böyle geliştiğimiz için hiç karşılaşmasak bile bazı şablonlarla doğuyoruz. Çok çabuk reaksiyon veren ama epey yavaş anlayan yaratıklarız.

Yani karar mekanizması güdülerimiz ve bilinç tarafından bir “ön yargı”  öncül yargı -safhasından sonra icraata dönüşüyor. Bias / prejudice (pre judgement) veya Vorurteil.

 

Tanım:

Bilinç evrim sürecinde ve kişinin yaşamı boyunca “kendi ve öteki” (veya self- non self “ veya bana gerekli-iyi / kötü- gereksiz vs ) olarak algıladıkları verilerin toplamıdır. Buna eğitim, görgü, bilgi, yeti tabii ki dahildir.

 

Bu tarife 2007 yılında vardıktan sonra birçok olayı, iyi/kötü den ziyade kendi verilerim ve yetilerim çerçevesinde yaşamda, okuduklarımda, test etmeye çalışmaya başladım. İyi kötü veya yin yang bunun bir biçimi. Hep kolaya kaçma eğilimideyiz ve ancak bir direniş olduğu zaman bir aşama (transendenz) kaydedebilyor ve bunu bilincimize yerleştirebiliyoruz. Çelişkileri anlamak veya aşmak bu tarifle kolaylaştı.

 

Bu tarif ile sezgi, rüya veya bilinçaltını bilinç düzeyine gelmemiş toplam evrimsel veya tabii eğitim şahsi deneyim ve yorumları olarak algılıyorum. İd, superego gibi kavramların bu tarifte yerleri belli, süperego eğitim veya dogma ile yerleştirilen ve ego kelimesini aynen kullanmaya devam.

 

Bilinç ile uygulamayı uyarma şablonu ( Sadık Türker’in dün   “hazır kalıplar” diye değindiği (Bahnung, facilitation) haline dönüşmenin önce sinir sistemimizde bir otomatizasyon oluşturduğunu (tekrar ile corticalden extrapyramidal sisteme geçiş), deneyim ve sonra hatta DNAmıza (methylizasyon mekanizması ile) yerleşmiş veya yerleşmemiş (aktif ve pasif genler)   olgular olarak algılıyorum.

 

Giderek anlıyoruz ki DNA sabit yazılmış bir donanım değil, değişen bir yazılım. Mozaik hücreleri ile de artık hepimizin içinde farklı DNA lar olduğunu öğrendik. Virüslerde 24 saat içinde olan değişimi insanlarda ve diğer memelilerde doğal olarak nesillerle gözlemliyoruz.

 

 

Paylaşılabilir olmadan da “sürü güdümüz” ile birçok şeyi doğal olarak aniden “havada dönen bir kuş sürüsü gibi” “ doğaçlama” yapabiliyoruz,   fakat ancak çok çalışan bir sporcu, sanatçı veya bilim insanı bilinçli bir hareket veya hesap yapabiliyor ve süreçte sezgilerinden yardım alıyor. Sürü güdümüz ve bireysel ego güdümüz, iki birbiri ile hep uyum göstermeyen sıkça çatışan ögeler.

 

Bilinçli anlaşma çabalarında ise ne denli dingin ve alçak gönüllü olsak bile ego dan muaf olamıyoruz bu başlı başına bir sapma ve bireysel bazda iletişimi ve sistem kurup saf tutabilmeyi zorlaştıran bir “kamburumuz”.

 

Aldığımız oksijenin % 20 sini kullanan beynimizle kibirli ve sandığımız kadar zeki olmayan yaratıklar olarak iftihar ediyoruz. Self – benimsenmiş- bana iyi– olarak algıladığımız son tahlilde o denli de iyi olmayabiliyor.

 

Deneme, yanılma ile öğreniyoruz ve dün küçümsediğimiz, reddettiğimiz veri veya yaklaşım sistematikte veya zihinsel otomasyonda bugün çok önemli bir köşe taşı olabiliyor.

 

En çok para kazananlar daha önce tarım , sanayide iken, bugün iletişim sektöründe olanlar. İletişim sorununu çok boyutlu( İq, eq, kültür, deneyim, yaş, cinsiyet vs. ) bir Gauss çan eğrisi içinde bireyler arasında anlaşma çabası olarak görüyorum. Ego olmayınca ki düşünürken bazen insan aşabiliyor sanki.( ego nun en az sapmalı hali) . Buralarda sorun olanlar sorun olmaktan çıkabiliyor. Ama egolu birey, bizim türümüzün düşünce dünyasının temel işçisi, o olmadan da bilgi birikimi de, kızdıracak farklı yorumlar da olmuyor.

 

Netice itibariyle Anaksagoras’ın söylediği gibi “duyularımız zayıf olduğundan gerçeği anlayabilecek durumda değiliz”  ama gerçeğe de giderek yaklaşıyoruz. Sandığımız kadar zeki olmayan saf bir türüz. Dün Ömer Osmanoğlu çözümler konusuna değindi. Adnan Osmanustaoğlu da felsefenin tedavi boyutuna. Esasen Thomas Harris’in “I am ok you are ok” kitabında yazdıklarına katılıyorum. Zor da olsa ufak bir değişiklik ile: I may be ok, you probably are ok belki çözüme daha yönelik.

 

Zaman içinde matematik yardımı ile daha fazla uzlaşma uygulayacağımıza inanıyorum. Matematiği en az önyargılı lisan olarak tarif ediyorum. Ve matematikçilerin çalışmaları ile bu bilinç tanımı ve “toplam bana iyi veya benden veya benden değil bana kötü verilerini” beynimizin yapabildiğinden daha objektif ve ilerde daha çabuk değerlendirip karardan önce önümüze seçenek sunabileceklerine inanıyorum. Human Brain Project, Optogenetik, Human Connectom Project zaten bunun ilk adımları değil mi? Sorunları gene de teknoloji ve milyarlık projeler değil, ama onların yardımı ile sapmalı birey, yani biz amelelerin aklı ve uğraşı çözecektir.

Not: Prof. Şafak Ural’ın kaydettiği  ses dosyasını buraya nasıl yükleyeceğimi bilemedim, bir bilen bulup rica edeceğim.

Uzlaşma konusunda bakınız:https://mahmuttolon.wordpress.com/2013/04/25/uzlasma/#more-1257

One thought on “Bilincin Tanımı

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s