Aydın ne kadar serbest düşünebilir?

 

 

 

 

Büyük ezici çoğunluk her ilişkide düşünmeden, dinlemeden konuşanlar. Kendi gördüklerine, anladıklarına aykırı bir şey söylenince hemen tepki veriyor. Birazcık mürekkep yaladıysanız saygı görüyorsunuz. Ama “portakal orada kal” boyutunda.

 

Genelde “aydın” denilebilecek insan memuriyeti tercih ediyor. Memuriyette de cesaret öne çıkacak boyutta tercih edilen bir meziyet değil. Dolayısı ile gelişmiyor. Sukunet ve huzur bozmama ön plana çıkan kişilik olguları oluyorlar.

 

Dini disiplin insanları kesinlikle bir yerlere vardırıyor. Akademik disiplin karnemiz olabildiğince zayıf. Bu olguyu, yani akademisyenlerin pısırıklığını, çıkan kitabımda (Evrime İnanmak Ozan Yayınevi) somut örneğiyle paylaştım. “Aydın” da geçinmek zorunda.

 

Noam Chomsky örneğini ele alalım. Adam genellikle doğru tahliller ile gerek Orta Doğu gerekse ABD Başkanları hakkında konuşuyor, yazıyor ve çiziyor. Ama okuyan dinleyen ve anlayan kitle az. Kitle ani tepki veremiyor ancak süreç içinde doğrular gün ışığına çıkıyorlar. Chomsky İkinci dünya savaşından sonra her ABD başkanının Nürnberg mahkemeleri esasları dahilinde yargılansalar mahkum olmaları gerektiğini örnekler vererek açıkça söylüyor.

 

Siyasi akımlara bakıp, yorum yapmaya kalktığınızda insanların istediğini söylemediğinizde hemen saldırıya uğruyorsunuz. Siyasette korkarım hep “ehveni şer” olanı seçme hakkımız var.

 

Bunlar patlaya çatlayana kadar yedi. Diğerleri belediyede çok mu varlık gösterebildi? Bunların görgüleri betondan öte değildi, beton üniversitelerin, hastanelerin, Adliye Saraylarının içini doldurmak gerek. Ülke güneş enerjisi kolektörü çöplüğü halinde. Betonu üniversite yapmak için kaliteli hoca gerek dönüp başa geldik. Kaliteli hoca evet efendimci olamıyor. Kişisel sadakat isteyen cehalet ile uyum gösteremiyor. Büyük çoğunluğa hastane hizmeti geldi. Üç beş hekimin hegemonyası yok artık.  Ama  kalite ve kaliteye yetki verebilme zamanı geldi, tabii denetimi elden bırakmadan.

 

Anadolu yarımadasında coğrafi ve iklimsel kültür olarak disiplini sevmiyoruz . Kişiler kararları veriyorlar netice itibariyle. Kararlar sadece memurlara kalınca ki bunlara memur bilim insanları ve aydınlar da dahil, olaylar açmazlar halinde gelişiyor. Cesur karar verebilen bir lider yolları açıyor. Sonunda kişisel sadakat de önemli oluyor. Türkiye hala çevre konularında öncü ülke olabilir. Bir vizyon ve yetki olsa.

 

Olmadığını gören ve hisseden çocuklar da o neden ile süper kahraman oyunları ile kendilerini avutuyorlar.   Tarafsız düşünceye tahammül yok. Gereğini anlayan da az. En yakın “aydın diyebileceğim” dostlar bile şu anki Cumhurbaşkan’ını tarafsız değerlendirmeye çalışınca “alnından kurşun, zehirlemek vs” düzeyinde tepki gösterebiliyorlar ve dönüp sonunda “senin gibiler bu iktidardan sorumlu” kelamına varabiliyorlar. Liseyi yurt dışında okuyup olayları kendimce okuyarak anlamaya çalıştığımdan eko odaları içinde kendi sarhoş olanlardan daha detaylı düşünebilme şansım oldu. Bir “Atatürkçü” arkadaşıma Engin Ardıç’ın Köy enstitüleri hakkında yazdığı bir cümleyi soracak olmuştum. Ülkenin ünlü “beyaz Türk” “aydınlarına” sorumu e-postaladı. Gelen yanıtların hepsi Engin Ardıç’a ana avrat sövme, satılık köpek vs. deme seviyesinde idi. Halbuki ben bir cümleye yanıt arıyordum. Eko odaları kısa yollar yaratıyor ve düşünceye uygun değil ve anında beklenilen tepki olmayınca da en hafifinden “ne kokar ne bulaşır” yaftası senin oluveriyor.

 

 

Bir çok şeyi de örneğin Kızılay’ın bir KİT olduğunu ve yetersiz ve vizyonsuz yönetildiğini, Tabipler odalarının ve genelde meslek odalarının işleve uygun olarak yönetilmediklerini vs yazıp çizdim. Kısmen kırk yıl oldu bazı fikirleri kağıda dökeli. Tekrar tekrar yazmak ne getirecek?

 

Yapacak da fazla bir şey yok. İlkel insan güdüleri ile yaşıyoruz ve yanı sıra bir kaç özlü söz kapıyoruz. Bir tanesi de mesafe tutmak.   Zor anlıyoruz ve ilkel insan güdülerimizle çabuk reaksiyon veriyoruz.

 

 

 

 

3 thoughts on “Aydın ne kadar serbest düşünebilir?

  1. Merhaba Mahmut bey,

    Bu kez yazmak istedim, telefonla konuşmak yerine. Bildiğiniz gibi, atasözlerimizden biri “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” der. Buna ve küçüklüğümüzde ve büyüklüğümüzde sürekli duyduğumuz “sana mı kalmış, bir sen mi biliyorsun, iyi bir şey olsaydı senden öncekiler yapardı” gibi dünya kadar lafın, sözün belleğimize ciddi bir şekilde kakıldığını düşünürsek, aydın olmak dediğimiz olgu, ciddi zor bir iş haline geliyor. Buna bir de egoları, kompleksleri katarsanız işimiz ciddi ve çok büyük.

    Yıllar öncesinde bir akademisyen büyüğümüz, saygın bir kimliği olan bir toplum bilinci dostumuzla, ikimizden başkasının olmadığı zorunlu bir beraberlikte, çok hoş ve çok uzun ve çok hoş tartışmalarım olmuştu. Tartışmaların bir bölümü, doğruları, gerçekleri konuşmak konuluydu.

    Sonunda vardığımız sonuç şu oldu;
    “Evet, doğruları söylemek başlangıçta hiç bir işe yaramasa ve hatta söyleyene zarar verse de, sonunda yalnız doğrular ve doğruları söyleyenler kalacaktır.”

    Keyifli bir bahar gününde, ülkenin güzel yerlerinde yaşayan bireyler olarak çok şanslı insanlardanız.

    Doğruların rahatça, çekinmeksizin söylenebileceği günlerin özlemini çekerek sevgiler,

    Akın Baran

    Like

    1. Evet yayınladığım anda ben de hatalar buluyorum kendi yazdıklarımda tekrarlar vs. Bir gün İstanbul Taksim toplantılarında bir konuşmacı sormuştu bu salonda olanlardan kaçının kendisi veya bir aile bireyi fikir suçundan hapis yattı diye. Salondakilerin büyük çoğunluğu el kaldırmıştı.

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s