Din ve Askeriye

Bundan bir süre evvel  din ile devletin ayılması diye bir yazı yazmıştım. (http://mahmuttolon.wordpress.com/2012/06/11/din-ile-dervlet-ayri-mi-diyanet-gerekli-mi/)  Alevilik ayni dinin bir mezhebi ve kendini Sünniliğin dışında görüyorsa öyledir.

Tabii ki dinler kültürel olgular. Protestan nasıl kendisini Katolikten ayırmış ise ve Calvinist kendisini ayrı mekanda daha rahat hissediyorsa  öyle.  Kalkıp ta “ayni mekanda olacaksın cahil insan” denilmemeli diye düşünüyorum. Ayni mantıkla insan kendini güçlü vehmedince kalkıp Hristiyanlara, Musevilere de “ayni Allah’a tapıyorsunuz ayni mekanda ibadet etmeniz gerekir, İslam batı dinlerinin son verziyonu” da demeyi deneyebilir.

Netice itibari ile ama on yılda, ama otuz yılda Diyanet makamı bugünkü haliyle kalmayacak. Ben bu anayasa ile olacağını düşünüyordum, sanki son beyanlara bakınca bir on veya yirmi  sene sonraya ertelenecek gibi.  Diyanet İşlerinin protokolde ön sıralarda olması Cumhuriyetin kuruluşunda pragmatik bir karar idi şimdi ise önümüzdeki yirmi yıla şekil vermesi beklenen bir hükümetin “pragmatik” bir kararı olabilir. Öyle veya böyle 30 yıl sonra eğer çağdaş akımları hepten dışlama kararında değilsek Diyanet devlette temsil edilmeyecek.

Gülen hareketinin Diyanet kurumuna veya dinin memurlaştırılmasına bir tepki olduğunu düşündüğümü yazmıştım. Aslında bir din adamı sınıfı tarif etmeyen İslam dinini bir memur ordusu ile  yönetmeye çalışmak er veya geç dağılacak bir zorlamadır.

Der Spiegel dergisi bu yılın 25. sayısında: “Diyanet bütçesinin 1.3 Miyar Euro ile Avrupa Topluluğu Bakanlığı, Dışışleri Bakanlığı ve Çevre Bakanlığı bütçelerinin toplamından daha yüksek olduğunu ve 350 insana bir cami ve 60 bin insana bir hastane düştüğünü” yazıyor.

Yaşar Nuri Öztürk Yurt Gazetesinde “ İslam’ın şartlarının başında, iki yüz, üç yüz metreye bir kurulan camilerin her minaresinden dört hoparlörle gece gündüz avazı çıktığı kadar bağırıp halkı taciz etmek var mıdır? İslam’ın temel şartı hakka ve halka saygı mıdır, hakkı ve halkı çiğneyerek ‘namaz kılmak’ mıdır? Eğer öyleyse, Mâûn suresinde, namazlarını insan haklarının ihlaline bahane yapanlar neden lanetleniyor da namaz kılmayanlar lanetlenmiyor?!”  diyor.

Öyle Yurt gazetesi falan okuduğuma bakmayın, ben, (Elhamdülillah!.) Zaman gazetesi de okuyorum ve İslam’ın evrim kuramını acilen ve alenen kabullenip  ileriye bakması gereğine de inanıyorum.

Fakat 10 yıl, otuz yıl gibi sayılara da iyimser olmama ragmen gerçekçi olduğumdan  teknoloji sayesindeki kültürel hızlanmaya ragmen varıyorum. Belki de elli yıl sonra olur ama illa olur. Bağnazlık o denli kemiklerimize sinmiş ki! Yoksa neden aklı başında insanlar bu çağda “iki bayram arasında, ramazanda  düğün olmaz” diyerek  düğün tarihlerini saptasınlar?

Gelelim işin “Askeriye” boyutuna. (Bu konuda fikirlerimi daha önce yazmıştım isterseniz bakın: http://www.yarimada.org/basbug-ozkok-medeni-cesaret-cebri-cesaret-ve-sehitlik.html, http://mahmuttolon.wordpress.com/2012/06/04/hakkini-helal-etmek-veya-etmemek-ve-11-nolu-kaset-2/

http://mahmuttolon.wordpress.com/2012/05/22/tecavuzcuyu-alkislamak/ )

Bir Harbiye öğrencisinin veya genç bir subayın nezarete aldığı bir tutuklu memuru dipçikle dövmesi aklın alamıyacağı bir davranış bozukluğudur ve kendini hem savcı hem hakim yerine koyan bir sapık zihniyetin göstergesidir. Bazı Genel Kurmay Başkanlarına, duyduğuma, okuduğuma göre askerlerin hala tavrı olabilmektedir.    Bu tavırlar bizi yurtdışı tehditlere karşı korumak için hepimizin parası ile “eğitilen ve görevlendirilen memurların”  zihniyetlerinin ve eğitimlerinin ivedi değişmesi gereken bir zaafiyetini göstermektedir.

Şöyle anlamaya çalışıyorum ve anlayamıyorum! Genç bir hekim veya tıp talebesisiniz ve sizin önünüze tedavi için  bir tutuklu getiriliyor: sizin diyelim ki “hoşlanmadığınız “ tür bir akımın temsilcisi olarak suçlanıyor. Adamı muayene ederken elinizdeki steteskopu kamçı gibi kullanarak dövmeye başlıyorsunuz veya neşteri kullanarak veya tansiyon aleti ile?  Anlamaya çalışıyorum, anlamıyorum ve ürküyorum, Bu zihniyet ile mücadele etmeye de kararlıyım, ürkeyim, ürkmeyeyim!

Benzer zihniyeti ramazanda oruç tutmayana gösterilen taciz, şiddet veya mahalle baskısını keskin bir koku ile anımsatıyor ve bu koku hoş bir koku değil.

Askeriye ve din böyle de hukuk farklı mı?   “İlahi adalette” herşey daha iyi olacak biz ışığa kavuşunca, Şu an insanların adeletine ulaşmak çok çaba gerektiriyor. Bir bölümünün ismi de eğitim, bu hukuki çabanın. Sadece Üniversite, İmam Hatip veya Harbokulu bitirmek değil.

Ülkemiz kültürel gelişim açısından bir köprü konumunda (bakınız http://mahmuttolon.wordpress.com/?s=t%C3%BCrkler+korkak+m%C4%B1 ) .

Zaman içinde herşey daha iyi olcak. Veya üç zamanda:  iyimser olup on yıl mı diyeyim, otuz yıl mı, elli yıl mı? İlla olacak, işte bundan eminim. Anlayanların çalışmasına ve anlatmasına bağlı.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s