Samet Ağaoğlu ile bir çocukluk arkadaşını ziyaret

Milliyet Gazetesi Samet Ağaoğlu’nun Yassıada günlüklerini yayınlıyor. Benim yaşamımda anlamlı iz bırakan kişilerden biridir Samet Amca.  Babamla beraber Yassıada ve sonra Kayseri hapishanelerinde yattıktan sonra az sohbet etmedik ve az mektup teatisinde bulunmadık ben 18-30 yaşlarında iken.  Yazar olarak Samet Ağaoğlu anlamlı Türk yazarlarından biri, ama tekkeyi bekleyenlerden değil gerçekten yazanlardan. Tekkeyi bekleyenler ve başka bir iş yapmayanlar doğal olarak daha fazla ün bırakıyorlar yazar olarak arkalarında. Samet Ağaoğlu’nu politikacı olarak mı anacaksın, yazar olarak mı ikilemi bile basit dünyamıza biraz fazla geliyor. Vasat olmayanın, vasatlar tarafından unutulması mı diyelim?

Bir akşam Büyükada’daki kulüpten beraberce yürüyüşe çıktık. Yolda  bakkaldan  iki büyük şişe rakı ver bolca nevale aldı ve “gel bak seni bir arkadaşımla tanıştıracağım” dedi. Yukarılarda bir yerde bir yamaçta tek başına bir gecekondu’nun yanına gittik. Kondu saçla kerpiç karışımı, bir araç garajından az ufak bir oda idi. İçerde elektrik vardı, bir buzdolabı vardı. Doğru anımsıyorsam  bir “adalı” çocukluk arkadaşını ziyarete giderken beni de yanına almıştı Samet Amca.  Ben belki 18 yaşında idim belki 19, Almanya’da tıbbiye eğitimine başlamıştım. Yazın babamı görmeye İstanbul’a gelmiştim. Doğru anımsıyorsam ismi Nico idi arkadaşının. Balıkçı imiş ve dinamitle avlanırken bacaklarını kaybetmişti. Bir tahta üzerinde maharetle küçük yaşam alanının içinde hareket edebiliyordu.  Dört, beş saat sonra çıkarken iki büyük rakıdan az bir şey kalmıştı. Kol kola,  birbirimize destek olarak   Büyük Kulübe dönmüştük gece vakti.

Kırk seneden fazla zaman geçmiş artık hayal meyal anımsıyorum.  O yaşta beni ciddiye almasını ve uzun uzun din ve politika türü derin konulara girmesi, ayrıntılara inerek günü anlaması beni epeyce etkilemişti.    Sonra gene babası Azerbeycan’dan gelen Fuad Emircan ile Bonn’da tanıştım. Deutsche Welle de Türk masası şefi idi.  Annesi ve küçük erkek kardeşi Bakü’de kalmışlardı o ve babası (Azeri Maliye Bakanı idi) Ekim ihtilali sürecinde İstanbul’a gitmişlerken.  1970 li yıllarda ilk kez annesi ve kardeşine Bakü’den Almanya’ya gitme izni çıkmıştı ve yaklaşık 50 yıl sonra anne oğul ve ağabey kardeş birbirlerini görebilmişlerdi Bonn’da! Fuad Emircan’ın kızı  Tülin Emircan Berlin’de Bundes Presse Amt (BPA) da çalışıyordu son duyduğum.   Güzel denemeler yazardı Tülin doğal olarak Almanca o yıllarda.  Bu satırları yazarken internetten baktım, çok hoş bir şiiri var  Geplatzte Traeume diye  kahve , sert sigaralar ve sönen hayaller konusunda. Umarım yazmanın peşini bırakmaz.

Bonn’da babam dolayısı ile tanıştığım ilginç simalardan biri Burhan Belge idi. Daha önce Zsa Zsa Gabor ile evli olan Burhan Bey’in o zamanki eşi eski alman buz pateni şampiyonu Marion Hanım idi. Sonra Marion Hanım ile Essen de Türk Başkonsolosluğunda çalıştığı zamanlarda tekrar karşılaştım.  Tabii o zamanın yani 1960 ve 70 li yılların Bonn’ undan veya daha ziyade Bad Godesberg’inden Samet Amca ile olan mektuplar dışında arta kalan anılar:  Örsan Öymen var, Sokullular var, daha sonra Fatoş El Garhi var, sonra Akbank Özel Bankacılığı kuran Fikret Önder var, var  oğlu var.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s