Göçmenler ve Çöken Sistemler

Göçmenler..  Bizim gibi insanlar!  Ama dara düşmüşler veya düşeceklerini öngörüyorlar, kendi sistemlerine güvenleri kalmamış.    Bombalanıp çaresiz kalan, kaçan garibanı da her riski göze alıyor.

Zengini de yeter böyle yaşamaktansa daha güvenli bir yaşama doğru gideyim diyor.. Para verip gelenler de ayni bizim doğum için ABD ye gidenler veya yabancı pasaport için para verenler gibi….Gene  de fazla yabancı nüfus gelince sistemler ve dogmalar çöküyor. Bunu artık on yıllardır yazıyorum.

 Tarihte de ‘medeniyetler’çökmüş bu şekilde…. Bir deprem .. bir salgın hastalık ve sistemleri, dogmaları, masalları çökerten göçler… Anadolu’da o bolca gördüğümüz saraylar, antik kentler, mermerden açık hava tiyatroları neden harabe halinde terkedilmiş sanıyorsunuz?

Sağlam para birimleri çökmüş. Sistemler çökmüş. İnsanlar can derdinde göçmüşler.

 Zeus, sonra  Jupiter tanrı resimleri göçmüş gitmiş, birer masal olarak kalmışlar. Tarihçiler araştıra dursunlar.

 Batı dinleri de  hepsi ayni masalın üzerine kurulmuş,  insana çaresizliği ve hırsları içinde verimli  yapıcı teselli ve huzur veren alışkanlıklar.   Yani  genel tabirleri ile Allah ‘Baba’ Yahwe veya ‘Our Father in Heaven’ (Hristiyanların Cennetteki Babamız dedikleri) de bu gene, tüm dünyayı kaplayan parasal krizden ve üstüne tüy diken Ukrayna savaşından sonra  tarihe karışacak  dogmalar mı?  Zeus gibi? Jupiter gibi? Sonra acaba artık (tekrar) yeni bir doğa dini doğacak mı? Rahatlatıcı, teselli edici,  varoluş korkularımızı azaltan, yardım etmeyi yücelten. Hırsın fazlasını, açgözlülüğü kibiri ayıplayan. Kişinin kendisi ile olan cihadını, uğraşını yücelten? İlla masal gerekiyorsa uçan spagetti canavarı tarikatı var.

Veya kör döğüşünden vazgeçip, dünyadaki soruna da bakarken biz kendi evimizin sorunlarına mı odaklanalım?  Önümüze mi bakalım ülke olarak?  Seçimden sonra artık Din ve Devlet ayrılacak mı? Bunu vadeden bir lider çıkacak mı? Kaç oy alacak?   Neden gerçekleri konuşamıyoruz? ‘Güruh’ uyanırsa her şey altüst olur ve Taliban gelir diye mi?  Aç olan, çaresiz olan korkan insan, artık gördüğünü söylüyor.  Malum İslam’da esas itibariyle maaş alan din adamı yok!

Bizde ise Diyanetin bütçesi ortada ve  başında vatandaşa ahkam kesen bir memur!

Derdi yeni araba alıp alamamakta. Bütçe daralınca neden inanmayan, inanan için vergi ödesin?

Fransız devrimi nasıl oldu biliyor musunuz?

1782’de lzlanda’da Hekla ve Skapter Jokul volkanları patlar; sonra 1783’de Japonya’daki Asama volkanı atmosfere lav ve toz bulutları saçar.

Benjamin Franklin bu sıralar Fransa’dadır ve şunları yazar: ” 1783 yılı yaz aylarında tüm Avrupa ve kısmen Kuzey Amerika’da sürekli bir sis vardı. Bu sis kalıcı tabiattaydı; kuruydu ve güneş ışınları bu sisi aşamıyorlardı , sudan yükselen nemli siste kolayca olduğu gibi . Bu sisi geçebilen ışınlar o kadar zayıftılar ki onlan bir mercekle toplayıp gazete kağıdını yakmak mümkün değildi . Doğal olarak bu yaz ışınlarının ısıtıcı özellikleri de olağanüstü azalmıştı . Yerkabuğu bunun sonucu olarak hemen hemen donmuştu. Onun için kar yerde kalıp erimiyor ve devamlı yeni kar yağıyordu.”

Peş peşe altı kötü mahsul yılı birbirini izler. Sonunda 1788-89 yılı kışı çok soğuk geçer; açlık ve çaresizlik doruk noktasına varır.  Eşitlik, kardeşlik sonradan ümit vermek için anlatılan masallar.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s