Gerçekçi veya Doğaya Uygun Seçim

Geçen Mayıs ayında yayınladığım bir yazıyı tekrar yayınlıyorum. Doğada farklılıklarımız var bu gerçeğe göre bir seçim sistemini tartışmamız gerek.

Ahlak/ Etik  çalışması sonunda sunumdan tamamen kopup geçen yazıda kendi anladıklarımı eğitim ve görgüm çerçevesinde dile getirmiştim.

 

Ayni yolda biraz daha devam etmek istiyorum. Zor memnun edilen yaratıklarız. Ancak bir süre eziyet çektikten sonra yapılan yardımı anlayabiliyoruz. Tembel olduğumuzdan alışkanlıklarımızdan vazgeçmeyi hiç sevmiyoruz.

 

Güvene ihtiyacımız ve eşitlik ihtiyacımız yanı sıra zevk ve keyif gereksinimimiz ön planda.

 

Fazla güven (hukuk, adalet, emniyet) olmadığı için de bol oranda hukuk ve polisiye diziler ile sakinleşiyoruz ve sağlık dizileri ile kendimizi sağlıklı hissediyoruz.   Olmayan eşitliği de bu dizilerde bol bol buluyoruz. Dolayısı ile gerçekleri görmezden gelebiliyoruz.

 

Bu eşitlik olayına o denli takılmışız ki Birleşmis Milletler deklerasyonunda ve bir sürü ülkenin Anayasa’sında eşit olduğumuz bile yazılı.

 

Gelin bir de kendi kendimizi aldatmayı bırakıp diğer yüze bakalım: Eşit değiliz. Eşit olmak da istemiyoruz. Yenen tarafta olmak istiyoruz. En sevilen oyunlar “diğer” tarafın kalesine, potasına alanına bir silah (top) atarak “oyunun” galibi olmak. Milyarlarımız bu oyunları büyülenmişçesine izliyor.

 

Politikada da amaç kazanıp pastadan daha fazla pay alırken biraz da diğer tarafın burnunu sürtmek değil mi?

Eğlenme, eşitlik, güvenlik ve sağlık gereksinimimizi mutluluk başlığı altında topluyoruz.

 

Toplumsal mutluluk için yeni yollar aramakta fayda var. Bu yolların sıra dışı olmalarında da büyük bir fayda bile olabilir.

Gelin bu denklemdeki zaten olmayan eşitlik ilkesinden bir an için vazgeçelim. Mutluluğu ararken örneğin demokrasiyi ve seçim sistemini biraz farklı tarif edelim. Birbirinden kolayca ayrılan üç seçmen türü tarif edelim.

  1. Bir insan bir oy: her vatandaşın hakkı.

 

  1. Bu hakkı yüz kızartıcı suç üç kez peş peşe kesinleşen adi suç ile bir süre örneğin 5 yıl veya 10 yıl kaybedenler. Şu an zaten oluğu gibi akli melekelerini tamamen kaybedenler oy veremesinler.

 

  1. Yüksek eğitim sorumluluk alanlar ve muayyen oranın üzerinde vergi verenin ise 5 veya 10 yıl süre ile iki oy hakkı olsun. Örneğin milletvekili olanlar, bir spor dalında şampiyon olanların. Devlet hizmetinde olanlar bu ayrımdan muaf olsunlar ve memuriyet tarifi gereği burada adaleti sağlayacak kişiler oldukları için   hep ilk sınıfta kalsın mevkii ne olursa olsun. Sanıyorum kabaca 100 milyonluk bir ülkede yaklaşık 10 milyon bu tanıma uyar ve bu sayı uygulamada tedricen iki misline artar, yaklaşık 10 milyon ise ikinci gruba girer.

 

Farklı iklim şartları ve adetler merkezi idareyi çok masraflı ve atıl kılıyor. Dolayısı ile örneğin her  ikiyüzelli bin kişinin netice itibarı ile bir kişiyi seçmesi hem seçenin seçileni tanıma ve hesap sorma imkanını getirir ve hem de yöresel idareye güç kazandırarak lider sultasını önler. Seçilenler örneğin 100 milyon nüfusta 400 kişi temsilci olurlar daha basit ve daha etkin daha az masraflı bir temsil olur.

 

Bu yazılanı fikirleşmeye açıyorum. “Sonsuza kadar değişmeyecek anayasalar hep yazılıyor ve bir grubun seçim dışı kalmasını sağladığı sanılıyor. Bu gün de örneğin 1949 da apayrı bir nüfus ve ortam için yazılan Alman Anayasası – sadece bizimki değil, son derece tartışılır bir konumda.  gerçekçi bir seçim kanunu ve seçilmede adalet ise, mutluluk arayışında çok anlamlı bir adım olabilir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s