Pot veya Gaf

 

 

 

 

Sanat eserlerinin kaderleri olduğuna inanırım. Sanatçıların da olduğu gibi. Bu yazı da bir “Göbeklitepe eserinin” başına gelenler ile ilgili.

 

Sanatçı tam bir “Rönesans insanı”. Kız tıbbiye okumuş, sonra patolog olmuş. “Yeter hayat benim!” demiş anlaşılan ki, seramikçi olmuş, bir yandan yoga yapmış, güzel sesi ile şarkı söyleyen, çok yönlü bir insan. Sonra Arkeoloji okumuş. Ben bir arkadaşımın eşi ve genç bir meslektaşım olarak tanıştığımda hemen sevdim Nilgün Dicle’yi. Heyecan ile O’na Harbetsuvan kazısını anlattım. Nilgün abla da benzer hissiyat gütmüş olmalı ki telefonla bana sevdiğim bir yer ile ilgili bir hediye yollayacağını söyledi. Eşi bir Urla’ya gelişinde arabasının bagajından koskocaman bir paket çıkardı. Ben paketi zor taşıdım arabaya.

 

Getirdim açtım ki bir Göbeklitepe çalışması topraktan mı, kilden mi, seramik mi derler ondan. Çok sevindim. Bahçede masanın üstüne koydum,  diğer alış verişi mutfağa taşırken. Köpek burnu ile kontrol ederken duvarının bir kaç taşını yıkıp yemeye kalkmasın mı?

 

Neyse alış veriş torbaları taşındı ve “eser güvenli bir yere” konuldu. Tam na’pacağımı düşünürken, telefonda sanatçıya  teşekkür ederken, “içindeki dikili taşlardan dolayı içine meyve koymak olmaz herhalde” deyivermişim.    Tepkisinden anladım ki: “Eyvah.”

 

Nilgün ablanın eşine olayı anlattığımda o da güldü ama anlaşılan bendeniz “cehennemlik!” ve “Sizi ben bile kurtaramam!” dedi.   Eywah! Kabahat büyük.

 

 

Bir pot kırdım da, anlattıklarım pek pot tabiri ile   yetinmediler. Öcal ağabeye anlatınca kahkahalarla güldü. Gülmekle de kalmadı. Beraber Urla’da bir kaç yere uğradık, aklına geldikçe gülmeye devam etti. Pot diyecek oldum, “pot falan değil tam bir “gaflet” “dedi. Durup durup güldü ve “görgü kitabı yazan adamın başına bu mu gelir?” dedi tekrar güldü. Beraberce uğradığımız eczaneden de bana çinko tabletleri aldı “bir tertip kullan, bak bu sana iyi gelecek” dedi. “Gaflet!” diye tekrarladı “Sonucu da felaket!

 

Yahu anladım, ben eserle na’pacağımı düşünürken öylesine soruvermem uygun olmadı da, o kadar mı kötü?   Osman Erkurt’a anlattım. O da güldü. Bir anısını anlattı : bir gün denizden bulduğu eski bir seramiği anlatıp bir arkadaşına göstermek isterken adam küllük tutuyor sanıp, sigarasının külünü içine silkmesin mi?

 

 

Seramiği küllük sanan adamın konumunda olmam bana bir şey öğretti mi? Tam o kadar emin olamadım doğrusu. Böyle şeyler arada başıma geliyor. Sanırım benim imalatımda biraz malzemeden çalmışlar! Bakalım çinko hapları bir şey fark ettirecek mi?

Sonunda eser güvenli bir yerde duruyor. Acaba Harbetsuvan tepesine bir kazı evi yapıldığında oraya mı hediye etsem? Belki Urfa Müzesine?

IMG_9418.jpg

Evde bir yer düşünüyorum da, acep benim için “fazla” mı? Belki en iyisi bahçeye gömmek. Nilgün abla geleceği zaman kazar, ortaya çıkarır, müstesna bir yere koyarız. Mal benim değil mi? Ne istersem yaparım. Önce bir tefekkür evresi, sonra karar. Böylece bu eserin kaderinde de şimdilik epeyce insanın gülmesini sağlamak ve bir yazı varmış. Bu yazıdan sonra da yazanın kaderinde herhalde kızılcık sopası!

2 thoughts on “Pot veya Gaf

  1. Sevgili Mahmut,Son zamanlarda kendini bazı takıntılı dostlarının elinde çaresizliğe düşen biri gibi tasvir ediyorsun! Bu kadar da duygusal olma! Bırak, herkes takıntılarıyla kendisi uğraşarak, tedavisini bulsun! Onlara kendilerini, birini hırpalayarak, yaralayarak tatmin ve tedavi etme fırsatı vermene lüzum yok! Göbeklitepe’yi ve onun insanlık tarihindeki anlamını, o resimdeki gibi tasvir ve imal eden birinin fantezi ve yaratıcılığı zaten ne olabilir! Boş ver! Kendi uğraşlarına devam etmeni dilerim!Selam ve Sevgilerle,Umur   

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s