İçimizdeki Eczane

 

 

Seçim, sıcak falan derken gelin sizi apayrı bir dünyaya davet edeyim. Biraz da heyecanlandırayım, eğlendireyim izninizle.

 

Alman başkentinin civarındaki yüzme havuzlarında mikrop araştırmaları yaparak tıbbiye öğrencisiyken her ay, doğru hatırlıyorsam 320 Mark para kazanıyordum. Hemen sonra doktora tezi alıp çalışmaya başladım. Tezin konusu beyin cerrahisi ameliyathanesinde havadaki mikropların UV şuaları ile öldürülmesi idi.

Bir süre sonra UV şualarının su üzerine etkilerini de araştırmaya başladım ve hocama uzak ülkelere giden hastalarda aşı yapma işinde de yardım eder oldum Bonn Venusberg’deki Hijiyen ve Mikrobiyoloji enstitüsünün çatı katında artık bir yarı labaratuvar odam da olmuştu 23 yaşında iken. O çalışmalardan diyaliz suyunun dezinfeksiyonu için bir UV lambası da doğdu sonra bu aletin türleri apartmanlarda, yüzme havuzlarında bile yaygın bir şekilde “su dezinfeksiyonu” vs. için kullanılır oldu. Ben o zaman patent alma falan gibi “adi” işlerle fazla ilgili değildim. Geçinecek kadar para ve temel bilimler ile Türkiye tutkum idi. Sanki tüm mikroplar ölünce insanlar daha uzun yaşayacak sanılıyordu. Sadece Prof. Werner bize kalın bağırsaktaki mikropların yüzde 99 unun anaerob olduklarını söylüyordu. Oksijenli ortamda büyüyen mikroplarla deney yapmak kolay oksijensiz (anaerob) büyüyen mikroplarla ise zor ve pahalı idi. 1970 li yıllar!

 

O zamanlar yayın yapmak , okumak çalışmak ve biran önce Türkiye’ye dönmek aklımdaki planlar idi. Hekim olunca yaptığımız bir çalışma “aldehitlerle “ endoskopi dezinfeksiyonu İngilizce yayınlandı ve yaklaşık 20-25 yıl tüm dünyada uygulanan metot oldu. Bonn İç Hastalıkları Polikliniği tüm Almanca konuşan hekimlerin “incili” sayılacak direktör Siegenthaler’in yarattığı bir kitabın yazıldığı klinik idi. Siegenthaler sonra Zürich’e gitti, çok sayıda yazarlı bir kitabı ancak 2000li yıllarda güncellenerek onun ismi olmadan çıkmaya devam etti. O poliklinikte ben çalışırken gastroskoplar yani mideye bakılan endoskoplar kalın ve pahalı idiler. Yıkayıp kalın barsak görüntülenmesinde de arada kullanılıyorlardı!  O ortamda yaptığımız yayın epeyce bir ihtiyaca cevap verdi. Sonra Türkiye’ye ilk dönüş ve bir buçuk yıl sonra tekrar Almanya’ya dönüş.

 

TC Sağlık bakanlığı benim Bonn ve Tübingen’de yaptığım çalışmaları İç hastalıkları uzmanlığına saymama kararı vermişti! Gerekçe: çalıştığım konuların uzmanlık sonrası eğitim konuları olması idi.  “Yeter!” deyip Almanya’ya döndüm. O zaman seçerek geldiğim Bursa Tıp Fakültesindeki bir buçuk yılı Alman Tabipler Odası oradaki uzmanlığıma saydı.   Daha ne hikayeler var o zamanlardan! Ama aradan epey süre geçti ve bu arada gaitadaki mikropların ne denli önemli olduğunu tüm insanlar anladı.

 

Prof. Werner haklı çıktı! Gelecek gaitadaki mikroplarda. Gaita’nın yüzde otuzu mikrop, gerisi lifler. İnsanda yaklaşık yirmi bin gen var, içindeki komşularında (Microbiom) ise 20 milyon. Bir mikrop var (staph lungdunensis) burunda yaşıyor, diğer hastalık yapan mikropları öldürebiliyor. Bir mikrop var, E.Coli türü,  Candida mantarını yokediyor. Yani düpedüz insanın içindeki eczane. Bazen dengeler bozulunca bundan 1700 yıl önce Çinliler sağlıklı insanların gaitasından bir süspansiyon yapıp hastaya içirmemişler miydi? Bu tür hikayelere 1970 lerde aptal bir kibir ile gülerdik. Şimdi modern gastroenterologlar hap halinde tam da bunu yapıyorlar, hastaları ishal olunca! “OpenBiome” bir kar amacı gütmeyen kuruluş bunları satıyor “crapsules” diyerek! Sağlıklı iseniz gaitanızı her gün götürüp 40 dolar para alabilirsiniz bu şirketten.

 

 

Singapur’da barsak kanserini mikrop kokteyli ile önlemeye yönelik çalışmalar var. İmmünolojik kanser tedavisinde mikroplardan oluşan eczaneler yaygınlaşıyor. ABD de her yıl onlarla yeni şirket kuruluyor mokla uğraşan. Heyecan verici bir zamanda yaşıyoruz.

One thought on “İçimizdeki Eczane

  1. ” *SİMYACI” PAULO COELHO’DAN

    1. Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir… merhaba ile ödüllendirir. 2. Hiç yenilmemiş insanlar vardır. Onlar hiç savaşmamış olanlardır. 3. En iyisini sonraya saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz. 4. Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç. 5. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil çünkü her halükarda yine aynısını düşünecekler. 6. Zamanını satabilirsin, ama geri satın alamazsın. 7. Bizi seven insanlar var, sadece nasıl göstereceklerini bilmiyorlar. 8. Hayatın sırrı, oysa, yedi kere düşüp, sekiz kere kalmaktı. 9. Bir hayali gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek şey vardır; başarısızlık korkusu. 10. Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey birden olur. 11. Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı. Harekete geçin. 12. Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız. 13. Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir. 14. Affet ama asla unutma yoksa tekrar yaralanırsın. Affetmek bakış açını değiştirir, unutmak ise aldığın dersi kaybettirir. 15. Ok ancak geri çekerek atılır. Hayat seni zorluklarla geri çekiyorsa, seni daha büyük bir şeye fırlatacağı içindir. Nişan almaya devam et.

              *_Paulo Coelho_* 2 Ağu 2018 Per, saat 12:49 tarihinde Mahmut Tolon  şunu yazdı: 
    

    mtolon posted: ” Seçim sıcak falan derken gelin sizi apayrı bir dünyaya > davet edeyim. Biraz da heyecanlandırayım, eğlendireyim izninizle. Alman > başkentinin civarındaki yüzme havuzlarında mikrop araştırmaları yaparak > tıbbiye öğrencisiyken her ay, d” >

    Liked by 1 person

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s