Çok Lisanlı Bilinç ve Felsefeciler

 

 

 

Çok lisanlı bilinç insanın bir olguyu farklı merceklerden görmesini sağlar. 2018 Urla Felsefe günlerinde hala “Türkçe Felsefe dili midir?” türünden bir konu için kelimeler harcandığını duyunca sorunun lisanda değil psikolojide olduğuna karar verdim. Bu psikoloji de, sanırım ekonomi ile ve çalışmak ile bir kaç nesilde anca aşılır. Batı’daki çok lisanlı bilinci görüyoruz. Örneğin Nietzche Fransızca yardımı ile kendisini daha iyi ifade edebiliyor. İngilizce’ye ve kültürüne daha mesafeli.

 

 

Bizim lisanımız Yunanca , Kürtçe, Arapça, Farsça ve yüzde ondan fazla bir nüfusta eser olarak olsa bile, Kafkas dilleri ve Sırpça kelimeler ve yaklaşımlar içeriyor. Dolayısı ile çok lisanlı bilinç açısından ben şahsen hiçbir fark göremiyorum “Batı” ve “Anadolu” arasında. Ve “felsefe örneğin Almanca yapılır da, Türkçe yapılır mı?” falan gibi soruları tam bir “havanda su dövme olarak algılıyorum. Bir anlamda üç, dört şeritli oto yollarda en sağ şeridin ülkemizde kompleksler nedeniyle neredeyse hep boş kalması gibi bir şey.

 

Her lisan gerçeğe farklı bir yaklaşıma büyüteç tutabiliyor. Genelde gerçeği arar iken yaklaşssak bile tür olarak yetersiz donanımımızla (Anaksagoras) tam kavrayamıyoruz.. Her lisan komşu lisanlardan kelimeler almış. Mercekler çoğu lisanda var, yeterli anlama donanımız olsa.

 

 

Yerel farklar var tabii, Türkiye’de felsefe konuşulurken şıkıdım şıkıdım der gibi tümevarım, tümdengelim gibi terimlerin daha ziyade derinlik göstergesi veya fiyaka için kullanıldıklarını gördüm. Almanca’ya, İngilizce’ye çevirdim anlamını kavramaya çalışırken. O lisanlarda o denli sık kullanılan kavramlar değiller! Her olgu illa induktif veya reduktif  değil! Bir kısmını “göbekten” (abductiv) “anlamak” mümkün.

 

Tabii teknik bir deyimi tarif etmek veya sınırlamak (etrafına çit çekmek) gerek, insanlar ayni konuda net anlaşabilsinler diye.

 

 

Felsefe’de yurtdışında ve ülkemizde de tüm dallarda olduğu gibi “Sitzfleisch” yani “kabaet” profesörleri bolca var . Felsefe akademiasında bir ünvan olunca filosofmuş gibi kısmen itibar gören insanlar orada da, burada da, yeni kelimeler üreterek kendini sürünün ötesinde gösterme, yemliği veya beslenme alanını, koruma gayretinde olanlar var. Sürü de, onları baştan öyle kabul ediveriyor. Belki çok da yanlış değil, bir konu ile epeyce uğraşmak için toplumun sağladığı bir imkan akademia. Ama sıkça, kürsüyü korumak, çiti çekmek, gayretkeş aramadan daha mühim oluveriyor.  Malzeme bu!

 

Ve böyle devam edecek, tüm toplumda olduğu gibi akademisyenlerin içinde de yüzde bir-iki heyecanlı ve meraklı olanlar zaten bir şekilde kendilerini gösteriyorlar, çoğunluktan sıkça tüm kariyerleri boyunca dayak yeseler bile.

 

Görgü dediğin görerek gelişiyor, görmeyen çok “varlıklı veya “iyi aile mensubu” insan öğrendiği  tekdüze nezaket kalkanı ile kısmen iyi örnek olarak yaşayıp gidiyor.  Çoğunluk içinde  görebilen çünkü tecrübe etmiş  ve anlamaya çabalayan  sayısı hep az.

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s