Felsefe: Ontoloji, Epistemoloji ve Tabu!

Bu ve önceki “Çok lisanlı bilinç ve Felsefeciler” yazısı için, epeyce kafa yorduktan sonra masaya oturmama neden olan iki terimden bahsedeceğim: birisi ontoloji, diğeri epistemoloji.

Ama önce bir başarı öyküsü:

Tabu kelimesi  (kutsal yasak anlamında) 1777 de  Polinezya’daki Tonga adasından  yola çıkmış ve birkaç on yılda dünyanın birçok lisanına yerleşmiş bir kelime. Bu yerlilerin kullandığı bir terim idi ama bir ihtiyaca cevap verdiği için hızla dünyaya yayıldı. Ontoloji ve epistemoloji ise yaratılmış kelimeler.

Yanlış anlaşmalara neden olmamak için, önce cuvaldızı kendime, (daha ziyade kendi akademik yontulmama neden olan hekimlik ve yan dallarına) batırarak başlıyayım ki meramım daha iyi anlaşılsın. Ve  felsefe ile uğraşan memur dostlarım alınmasınlar. Almanca’da ‘Erbsenzaehler’ yani “bezelye sayıcısı” da derler teknik olarak bir konunun muhasebesini tutana. Bu detaycı çalışma akademik dünya için son derece gerekli bir olgudur. Bu şekilde konunun kökü sağlam tutulur. Ama bu çaba konuya ve topluma hizmet yerine, türümüzdeki doğal kibir ile şahsen öne çıkmaya varınca işler karışabilir.

Hastane enfeksiyonu diye bir olgu vardır. Hastane’de bir mikrop kaparsın. Bunun adına bu konu ile uğraşanlar bilimselce “hospitalismus” adını taktılar, daha kolay anlaşabilmek için. Baktılar ki bırak bu konularla ilgilenmiyen hekimler bir yana, halk da bu ismi benimsedi. Almanya’da hemen nosocomial enfeksiyon demeye başladılar. Bu şekilde en azından konu ile yakınen ilgilenmeyen meslek mensupları bile anlamıyordu neden bahsedildiğini. (Önce okuyucuyu neşelendirmek için cerrahlar falan anlamıyordu) yazdım ama sonra dahiliyeci kibiri ile yaklaşmamak için , elleri ile çalışan meslektaşların kalbi kırılmasın diye, sildim!)

Felsefe’de de uluslararası olarak bir teknik kelime oluştu: epistemoloji. Bilim veya bilgi felsefesi. Bir diğeri ontoloji, eşittir varlık felsefesi. Bu kadarını mesleki gerek diye kabullenelim. Ama Embryoloji, Psikoloji, Sosyal Antropoloji varken şimdi neden yepyeni bir terim daha! Neden bir de Antropontoloji? Felsefeciler, normal insanları yaya bıraksınlar diye mi? Hadi canım, sen de!

Okul Felsefecileri göç, gagalama düzeni, ahlak ilişkisi ile uğraşacaklarına, bazıları eski Yunanca yazan filozofları anlamak için ‘eski Yunanca öğrenmek gerek’ gibi yaklaşımları sergiliyor. Artık kullanılmayan bir lisanı ezberlemeden de eski Yunan bu çağda kavranamaz mı?

Bazı Eski Filosoflar, tercümelerden, bilhassa o zamanın düşünce dünyasını anlayınca kavranabilir de bir kısmını anlamak için matematik bilgisi daha anlamlı değil mi? Neologismus yani kelime yaratma olmadan, Hegel Almanca’daki Geist kelimesini, İnam ise lisanımızdaki gönül kelimesini dünya felsefesine sokmadı mı?

Almanlar Hegel veya Kant etrafında saf tutarken, biz yerli değerlerimizi benimsemekten kaçınıyor muyuz? Yoksa çoğu felsefe öğretmeni “akademisyen” olunca filosof olma derdiyle kendilerine odaklanıp başkalarını farkedemiyorlar mı?

Kolayca “Mevlana, Yunus Emre edebiyattır, felsefe değildir” diyor bazı akademisyenler. Yaşadığı kültür ve ortamı, yani zamanın ruhunu anlamak Mevlena ve Yunus’u kavramak için de gerekli mi? Böyle çizgiler sadece kürsü çitlerini çekmek için mi?

Felsefe tarihi tabii ki çok önemli ve heyecan verici, ama gönül ister ki bugünün akademisyenleri modern düşünürleri de gözardı etmesinler?  Neyse, konulara meraklı bir amatör gözüyle, dostça ve proaktif olarak değineyim dedim.

One thought on “Felsefe: Ontoloji, Epistemoloji ve Tabu!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s