Klasikten Güncele: iki Kitap, İki Yazar:Dürüşken ve Aktolga

Son günleri iki kişiyle arkadaşlık ederek geçirdim. Biri akademi rahleyi tedrisinden geçmiş. Ego, yani ben,  yani yazanın  kendisi, ortada yok,  sadece konu hakkında  yazdıkları ve üslubu ile var. Kişiyi merak ediyorsun doğal olarak. İkincisinde ego yani ben, pat diye ortada ve baskın.  Kendisini bir atom reaktörüne benzetecek kadar. Bir zamanın solcu aktivisti uzun süre hapis yatmış.

Ki “arkadaşlık” veya sohbet de benim onları okumam şeklinde gelişti. Münir Aktolga “Hatıralar”  68’den Günümüze Teorik Bir Arkeoloji çalışması ve Çiğdem Dürüşken : “Antikçağ felsefesi” .

 Eskiden otobiyografileri okurdum, artık nadiren okuyorum. Bu satırları da ben yazmıyorum. Sadece usulen adımı koyuyorum.  Anamın bavulu, babamın bavulu ile birlikte yazıyoruz. Birçok eski dost da sırtımdan bakıyorlar yazarken Maugham olsun, Yunus olsun,  Wittgenstein olsun, Darwin olsun.  Bu “ben” artık beni yordu.   Genelde 50 yaşını aşanlarda görülüyor “ben ben de ben ben” diye anlatıp durmak ve genelde de ilk tanışmadaki meraktan ve birkaç aydan sonra falan,  hele abartı var ise bayıyor.

Bu iki yazarı epey “dinlediğimden” gene usulen birkaç kelime yazayım. Çok faydalandım. Çiğdem hocayı- yıllar önce kısaca tanışmıştık- kitaptan sonra  merak ediyorum. Felsefeyi heyacan ile yazmak zor iş. Aktolga ile de bir gün elbet ölmez sağ kalırsak, tanışırız.

 60’lı, 70’li  80’li yılların bir kısmını yılları yurtdışında geçirdiğimden Aktolga’nın adını bile  duymamıştım. Ne hayat ama! Samimi yazmış. O  reaktör benzetmesinde de bence haklı. Bu yaşam öyküsünde bu analizlere varmak kolay şey değil. Son derece faydalı buldum.  Kitabını Türkiye’yi anlamak isteyen yabancılara da öneririm.  Beyaz olsun, siyah olsun biraz aşırıya kaçan okusa keşke. Sol cenahtan arkadaşlarım biraz burun kıvırdılar kısmen adını duyunca. Analizlerinin çoğuna katılıyorum. Yılmaz Akyıldız hocaya da candan teşekkür kitabı bana verdiği için.

Www.aktolga .de de yazdıklarını da kısmen okuyabilirsiniz. O, siyah ve beyaz Türklerden bahsettikten sonra çözümün “melezlerde” olduğunu ve sürecin sancılı geçeceğinden bahsediyor. Türkiye iç politikasından analizleri var.  Zaten bilimsel temellere inme sırasında da  derdi ve odak noktası hep Türkiye. Özal’ı Demirel’i, Menderes’i, “Denizleri” Mahir’i ve Uğur Mumcu’yu güzel gözlemlemiş. Samimiyetle yazıyor. Ve bazı analizlerde Türkiye’yi aşmış. Tasavvufu da güzel işlemiş bence.

Canıgönülden katıldığım bir çözüm  bu melezler konusu : kendi yazımın linki https://mahmuttolon.wordpress.com/2017/11/01/katalan-bask-kurt-siyah-beyaz-ve-diger-ayrimlar-ile-cozum/#more-5926  Ben ayni şeyin sadece kültürel olarak değil, kültürün kökü, yani demografi olarak  dünya insanları için çözüm olduğuna inanıyorum.

Zaten benzer fikirleri düşünmüş olanlar birbirlerini anlayabiliyorlar Wittgenstein’ın da dediği gibi.

Sen yapıcı bir şey söylersin, karşı taraf tehdit olarak algılar ve seni tehdit eder. Malzeme bu,   bu malzemeden helva yapılacak. Olmayan şeyleri hayal ederek değil.

Türkiye’de böylesi kitapların olması sevindirici. Elbet okuyan, faydalanan sayısı giderek artacaktır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s